Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı


Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı Konusu 187 Defa Okundu. Tarihinde Yayınlandı.


Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı .. Bağımlılık makinesı ; Akıllı telefonlar bağımlılık yapıcı mı? Uzmanlar bu konu üzerinde tartışmakla meşgulken, uygulama endüstrisi üzerimizde uzun zamandan beri psikolojik hileler uygulamakta. Tabi bunlara kanmamanın yollara da mevcut.

Biiip, bızz, yanıp, sönen bildirim ışığı, dostane bir çınlama, hafif bir titreşim ve cezbedici bir ışık huzmesi. İşte akıllı telefonunuz tekrar dikkatinizi çekmeyi başardı: Şimdi tek yapmanız gereken Facebook iletilerini kontrol etmek, yeni ‘WhatsApp mesajlarına cevap vermek ya da patronunuzdan gelen e-postayı yanıtlamak. Tüm bunları bitirdiğinizde, nihayet Twitter‘daki trendlere göz atabilir, YouTube’da video izleyebilir ya da LinkedIn‘den iş arkadaşlarınızın yeni edindikleri becerilere göz atabilirsiniz. Biz tüm bunları yaparken yeni uygulamalar da zorunlu bildirimlerin sayesinde kendi acil bildirimlerini gözünüze sokmaya devam ediyorlar. Ne de olsa hiçbir gelişmeden geri kalmak istemiyorsunuz. Bilip, bızz ve yanıp, sönen ışığı. İşte akıllı telefon kullanıcılarının gün içinde tekrar tekrar uyguladığı rutin.

Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı
Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı

Akıllı telefonunuz var mı? Eğer varsa, gün içinde aygıtınızı kaç kere elinize aldığınızı düşünün. 20? 50? Yanlış: ortalama bir kullanıcı telefonunu günde yaklaşık 85 kere kontrol ediyor. Birleşik Krallık Lincoln Üniversitesindeki araştırmacıların bulgularına göre, kullanıcılar iş akıllı telefon kullanımına geldiğinde bağımlılıklarını genelde inkar etme eğilimindeler. Rakam katılımcılara sorulduğun cevap ortalaması 40, neredeyse ölçülenin yarısı!

Kendimizi mi kandırıyoruz?

Telefonunuzun ekranına daldığınızı inkar mı ediyorsunuz. Tıpkı alkoliklerin, şişenin dibi görmelerine rağmen, sadece arada içtiklerini söylemeleri gibi. Kabul gidelim ki akıllı telefonlar modern teknolojinin en büyük bağımlılık odağı haline gelmiş durumda. Dolayısıyla bu görece genç sayılabilecek orta internet merakını giderme yolunda halen çıkarmamız gereken dersler mevcut. Aksi taktirde avucumuzun içine sığan bu aygıtlarla uğraşarak tüm gününüzü heba edebilirsiniz: Britanyalı araştırmacıların bulgularına göre testin katılımcıları ortalama olarak günde beş saat boyunca telefon ekranına bakıyorlar. Bu günün uyanık geçirdiğimiz zamanın neredeyse üçte birine tekabül etmekte. Tabi bu verilerin Pokemon Go’dan önce toplandığını düşünürsek, artık çoğu kullanıcıya ortalıkta dolanan zombiler gözüyle bakabiliriz.

`Zombi’ kelimesinin 2017 yılında gençler için yılın kelimesi seçildiğinde de anlamış olduk ki, gerçek anlamı ‘akıllı telefonuna gömüldüğü için nereye göremeyen ruhsuz yığınlar’ demekmiş. Ana okulu çocukları bile karşıdan karşıya geçmeden önce trafiği kontrol etmesi gerektiğini bilirken, bazı akıllı telefon kullanıcıları bu temel beceriyi bile yitirmiş gözükmekte. Beton basamaklar bire bire bu kitleleri kendilerinden korumak için kaldırılmakta; Nisan ayında, akıllı telefonuna dalmış kişiler birbiriyle çarpışmasın diye Ausburg şehrindeki trafik ışıkları yer seviyesine çekildi. Buradaki amaç trafik ışıklarının insanların dikkatini telefon ekranından biraz olsun çekmek.

Normal mi? Yoksa hastalık mı?

İnsanlar araçlarıyla kendileri ve çevresindekileri riske atacak şekilde telefonlarıyla umarsızca sanal canavarlar avlar oldular: Sizce bu davranış normal mi? Yoksa hastalıktan bir önceki evre mi? Görünüşe göre akıllı telefon ve internet üzerindeki bu tartışma uzun zaman önce alevlenmiş. Alman Bağımlılık ve Rehabilitasyon Topluluğuna (DG-Sucht) bağlı birçok bilim adamına göre internet bağımlılığı fenomeni gerçeklik payı içermekte. Hans-Jürgen Rumpf’un önderlik ettiği grubun yayınladığı ‘internet tabanlı psikolojik sorunların bildirisi’ adlı kitapta belirtildiğine göre sosyal ağlar gibi ‘çevrimiçi uygulamalar’ bağımlılık yaratan psikolojik hasarlara yol açabilmekte. Belirtilerin bazıları katı önyargı, kontrol kaybı, negatif sonuçlara rağmen aynı aktiviteleri tekrarlamak ve çevresindeki kişileri bağımlılığın tersine inandırmaya çalışmak.

DG-Sucht araştırmalarına göre her yüz almandan biri ya da ikisi internet bağımlısı. Bu rakamla kıyasladığımızda, alkolikler Almanya nüfuzunun sadece %3.4’ünü oluşturmakta. DG-Sucht son zamanlarda bu konuda politik çevrelerin de onayını kazanmayı başarmış: Federal Hükümet’in Bağımlılıklar delegesi Marlene Mortler tarafından sunulan konferansın 2017 yılı konu başlığı “www.webholic-sucht-hilfe.de  İnternete bağımlı bir jenerasyon mu?’ olacak. İnterneti yeni bir tür uyuşturucu bulanların yanında, bu tür korkuların bir çeşit paranoyadan ibaret olduğunu iddia eden uzmanlar da bulunmakta. Charita Berlin’in İnternet ve Zihinsel Sağlık Merkezi’nde dijitalizasyon efektleri üzerinde araştırmalar yürüten fizyoterapist Jan Kalbitzer de bunlardan biri.

“İnternet, şeker gibi”

Kitabı ‘Dijital Paranoya’da internette diğer bağımlılıklar arasındaki farklılıkların altını çizen Kalbitzer’e göre ispatlanmış endişelerimizle, paranoyadan ibaret korkuların arasındaki çizgiyi daha kalın çizmemiz gerekmekte. İnternetle alkol ya da uyuşturucuları aynı kefeye koymaya çalışmak tamamen absürtlükten ibaret. Bilim adamının iddiasına göre internet bunlar yerine insan vücudunda ani mutluluk hissi yaratan şekerle kıyaslanmalı. “internet, şekerin fizyolojik alandaki karşılığıdır diyebiliriz” diye de belirten Kalbitzer, doğru dozaj da alınması halinde internetin hızlı zihinsel enerji kazanımları yaratabileceğini de eklemekte. Nasıl fazla şeker tüketimi diş çürümesi ve obeziteye yol açıyorsa, fazla internet tüketimi de motivasyon eksikliğine yol açmakta.

Sağlıklı bir ilişki kurun

Bay Kalbitzer’e göre İnternet bağımlılığı tatsız bir terim: “bizim gibi psikiyatrlar iş yeni hastalıkların tanımlanmasına geldiğinde çok daha dikkatli davranmalı. Sağlıklı insanlara hasta gözüyle bakmak ihtimali alın maması gereken bir risk”. Kendisine göre şuan internetin özerine yapıştırılmaya çalışılan etiket bu. “bunun yerine insanların internetle sağlıklı bir iletişim kurmalarını sağlamalıyız” diye belirtiyor Jan Kalbitzer.

Akıllı telefonlara uzun süre bakıyor oluşumuz, hayatımızın önemli bir parçasına erişini sağladıklarından kaynaklanıyor olabilir aile ve arkadaşlarımız gibi. “eğer biriyle chatleşiyorsak, bunun bir bağımlılık olduğunu kim iddia edebilir?” diyor Bay Kalbitzer.

Bu konuda benzer düşüncelere sahip diğer kuruluşlar da bulunmakta. Örneğin, Alman Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikosomatik Birliği (DGPPN) kişilerin bağımlılık kelimesinin gerektiğinden fazla kullanılmaması konusunda uyarmakta. Birliğe göre internet kullanımını ‘davranışsal bir bağımlılık’ seviyesine çıkarabilecek faktörlerden biri patolojik kumar, ki bu bile genele bakıldığında çok sınırlı sayıda vakada rastlanmakta DGPPN yayınlanan bir makalede “kişilerin sosyal kesimlerden soyutlayacak bir Patolojik değerlendirmeden kaçınılmalı”. Yani sadece davranış hoşunuza gitmiyor diye akıllı telefon kullanan kişilere hasta gözüyle bakmamalısınız.

Buna ister normal dışı, isterse tutku diyelim, ortada bir gerçek var ki bireyler her geçen gün daha da uzun sürelerde akıllı telefon kullanımı gerçekleştirmekteler: Sonuçta Facebook, Twitter ve LinkedIn uygulamalarının üreticileri, kullanıcıları kendilerine çekmek için psikolojik yöntemlere de başvurmlaktalar. Konunun uzmanı Tristan Harris bu konuya bizler için ışık tutmakta. Kendisi 2016 yılına kadar Google’da tasarım etiği uzmanı olarak çalışmış. Bu süre zarfındaki çalışmalarının çoğunun milyarlarca insanın dikkatini uygulama tasarımıyla çekmenin yollarını aramak olduğunu belirtiyor. İşinden ayrıldıktan sonra, Internet devinin kullandığı hilelerden bazılarından yayınladığı bir makalede bahsetmekte. Makalede bize en ilgi çekici gelen kısım “uygulamayı slot makinesine çevirme yöntemi”.

Akıllı telefondaki slot makinesi

“Teknoloji tasarımcıların tek yaptığı şey kullanıcı bağımlılığını maksimize etmekti” diye belirtiyor Harris ve devam ediyor “tasarımda hareketleri bir ödüle ilişkilendirmek de esas amaçlardan biri”. Kendisine göre tüm bu mekanizma insanı slot makinesi önündeymiş hissi vermek üzerine tasarlanılmış. Twitter da yeni iletileri açmak ve LinkedIn deki kırmızı butona basmak hep bu mantığın ürünü.

Tristan Harris tüm bu bağımlılık yaratan tasarım mekanizmasını “iyi geçirilen zaman” insiyatifi olarak adlandırmakta. Ayrıca Google ve Apple gibi şirketlere uygulama tasarımlarında kullanıcıya daha geniş çapta özgürlük tanıyan bir mantaliteye geçilmesi yönünde de çağrıda bulunuyor. Kendisine göre bu mesajların sadece belirli bir zaman diliminde gösterildiği bir senaryoda başarılabilir. Bay Kalbitzer de bu konuda Tristan Harrige şu sözlerle destek çıkmakta: ‘bir an önce tasarımların nasıl daha kullanıcı dostu bir hale gelebileceği yönünde tartışmalara başlamalıyız”. Kalbitzerin üstüne basarak belirttiği bir diğer husus da World Wide Webl şeytanlaştımanın yanlış bir tutum olduğu: “Sonuçta Wikipedia da internetin bir parçası!”


Yazının Başka Dillere Çevirisi İçin

Akıllı Telefonlar ve İnternet Bağımlılığı


9 yorum

  1. Aslında gelişen teknoloji bir nimet ama kullanmayı bilirsek aksi taktirde başımıza bela eskiden toplaşır ailecek sohbet muhabbet edilirdi şimdi herkesin elinde telefon herkes birşeyleri kurcalıyor. Gerçektende teknoloji hepimizi esir almış durumda bir yere misafiliğe gidiyoruz hal hatır sormadan wifi şifresi soruyoruz. Bağımlılıktan öte bir yaşam tarzına döndü teknoloji bizim için. Allah sonumuzu hayretsin 🙂

  2. Geçen hafta 1 hafta telefonsuz kaldım. Suya düşmüştü. Tamir vs derken 1 haftayı telefonsuz geçirdim. Çok zorlansam da bu olay bana telefon bağımlısı olmadığımı gösterdi. Demek ki telefonsuz yaşayabiliyorum 🙂

  3. Akıllı telefon bağımlığı bir bakıma iyi aslında. Şöyle ki ben coğu zaman internetten sipariş veriyorum. Teknolojik ürünler olsun eve lazım ürünler hepsini internetten kolayca alıyorum. Bilgisayara oturmama gerek kalmıyor . Herşeyi telefondan halledebiliyorum. Aynı zamanda işlerimide cep telefonumdan yapıyorum.

  4. Telefonu akıllı kullanmak çok önemli. Özellikle sosyal medya için her bildirim arkasından hemen telefona sarılmak maalesef sizi hayattan koparmakta ve işinize, ailenize ve sosyal zamanınıza odaklanmanızı zorlaştırmaktadır.
    Sosyal medya fenomeni iseniz, sürekli müşterileriniz ile yazışıyor yada işinizi mobilde hallediyor iseniz belki ama bunun dışında akıllı telefonunuz ile ilişkinizi düzenlemelisiniz. Sürekli bakmayı değil, sadece belirli zamanlarda bakmayı alışkanlık haline getirmeliyiz.

  5. Telefonu garantiye vermiştim 2-3 gün telefon yoktu elim devamlı cebime gidiyo İnstagram’dan Facebook’dan bildirim var mı yok mu bilmem ne diye sürekli düşündüğüm anlar oluyor. Maalesef durum bu.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*