Hukuk ve Adalet


Hukuk ve Adalet Konusu 109 Defa Okundu. Tarihinde Yayınlandı.


Hukuk ve Adalet .. “Hukuk nedir?” sorusunu cevaplamak başta kolay olarak gözükse de aslında öyle değildir. Çünkü hukuk denilince akla hemen normlar yani kurallar gelmektedir. Ancak normun ve normatif yani düzgüsel düşüncenin ne olduğu o kadar da kolay cevaplandırılamaz. Üstelik hukukun salt biçimde normdan oluşup oluşmadığını yani hukuku hukuk kılan unsurun normatiflik olup olmadığı da kolayca cevaplanabilecek sorulardan değildir. Örneğin bir hukuk normunu kimin koyduğu veya kimin, nasıl uyguladığı ya da bu normun diğer normlardan, örnek vermek gerekirse ahlak normlarından, nerede farklılaştığı gibi sorular sorulmaya başlandığı andan itibaren, artık felsefi anlamda bir sorudan bahsedilmesi gerektiği söylenebilir. Bu bağlamda en başta sorduğumuz soruyu buyruk, mahkeme kararı veya değer şeklinde cevaplayabilirsiniz. Dikkat edilirse cevaplar çeşitlendikçe hukukun ne olduğu daha bir sorunsallaşmaktadır.

Hukuk ve Adalet
Hukuk ve Adalet

Günümüz sosyal bilimleri içinde belki de en çok tartışma konusu olan kavram, hukuk kavramı olsa gerek. Hukuk, toplumu ve devleti bütün kurumları ile düzenleme ve sonrasında kontrol etme amacını taşımakta ve dolayısıyla da ekonomiden siyasete, idari yapılanmadan anayasal düzenin oluşturulmasına kadar hemen hemen her alanda etkilerinin olması kaçınılmaz bir toplumsal gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır. Hukukun bir sosyal bilim olarak ortaya çıkması insanların bireysel yaşam tercihlerinden, toplum halinde bir arada yaşamaya başlamalarıyla söz konusu olmuştur. Zira hukuk, karşılıklı hak ve yükümlülükler çerçevesinde bireyin, toplumun ve devletin çaprazlama ilişkilerini belli kaidelerle sistemleştirme ve bu vesile ile adaletin her durumda tesis edildiği medeni ve müferrih bir toplum oluşturma amacını taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında yalnızca bireysel hayatların söz konusu olduğu bir durumda hukuka ihtiyaç duyulmamaktadır. Zira orada düzenlenmeye ihtiyaç olan bir ilişkiler ağı yoktur.

Her zaman ve her yerde bir adalet kavramında söz edilmektedir. Herkes bu konuda çok çeşitli düşünceler ileri sürmektedir. Etimolojik köken olarak Arap dilindeki “adl” sözcüğünden dilimize geçen adalet kavramı diğer yabancı dillerdeki karşılıklarının da belirtildiği gibi hak, hukuk ve haklılıkla sıkı sıkıya bağlanmış, iç içe geçmiş bir kavramdır. Bu açıdan adalet, hak ve hukukun gerçekleşmesi, yerini bulması olarak sözlük anlamında tanımlanabilir. Adalet toplum içindeki barış, uyum, eşitlik, haklılık, düzen yaratma görevleriyle de başka bir açıdan hukukun özü ve amacıdır. Türkçe sözlüğe bakıldığı zaman adaletin karşılığında; Herkesin yasalarca tanınmış olan hakkını vermek, yasalarla verilen haklara ilişmemek ilkesi ve son olarak da eşitlik kavramları yer almaktadır. Adalet kavramı, genel olarak yasalara uygunluk anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda yasalarla adalet arasında bir özdeşlik söz konusudur. Yasalara uygun olarak her şey adildir. Sözlükte verilen açıklamalar esasında adaletin tam karşılığını göstermemektedir. Yasaların tam ve doğru uygulanması bir anlamda adaleti sağlasa da her anlamda adalet için bu yeterli değildir. Hukuk alanındaki tüm kurallar ve kararlar temelde birer değer yargısıdır. Adalette temelde bir değer yargısına dayanmaktadır. Toplumların ve kişilerin etik anlayışlarına bağımlı olarak adalet bir etik değer yargısıdır. Etik anlayışların toplumlara ve zamana göre değişmeler göstermesi, adaletin içeriğinin de değişmesine dolaylı bir biçimde neden olmaktadır. Adalet kavramının açık bir şekilde belirlenememesinin belirsiz ve öznel bir kavram olarak kalmasının temelinde değer yargısı olma özelliği vardır. Adalet hem etik hem de hukuksal değer yargılarıyla içerik kazanır ve anlamı belirlenir.

Adalet kelimesinin esasında iki anlamı vardır. Bunlardan birincisi pozitif hukukun onaylanmasını ve onun doğru bir şekilde uygulanmasını ifade eder. İkincisi ise hukukun nihai amacını belirten kavramdır. Bu bağlamda kavram, hiçbir istisna olmaksızın bütün hukuki iradelerin tek bir temel ideaya hizmet etmesi fikrini belirtir. Bütün tarihsel kanunlar, bu temel ışığında değerlendirilmelidir. Öncelikle hukuk ve adalet kavramlarını eleştirel olarak analiz etmeli ve onları birbirinden ayırmalıyız. Hukuk kavramı doğası gereği eksik ve kısmidir. O, insan iradesinin özgün bir türünü simgeler. Bu irade türü ise her zaman biçimsel olarak aynıdır. İradenin belli bir türü, diğer türlerden ayrılmaktadır. Toplumsal düzene ilişkin değişik kuralların içerikleri bütünüyle aynı olabilir fakat biçim yönünden bu düzen kuralları farklı sınıflara ayrılırlar. Bu hukuku ahlaktan ve geleneklerden ayırdığımızda yaptığımız şeydir. Bir kaide, bu farklı düzenlemelerde içerik olarak aynı olabilmektedir. Örneğin birinin selamlanması gerektiği bir olayda, söz konusu bir asker ise biçimsel olarak hukuki bir emir niteliği taşımaktayken bir başka durumda bu davranış bir kibarlık ve selamlayan kişinin göstermiş olduğu bir özgür niyet meselesidir.

Adalet, haklıya hakkını vermek, haksıza da haddini bildirmektedir. Ancak kimin neyi hak ettiğini bilebilmek için de sağlam bir temel olmalıdır. En büyük politika adaleti hâkim kılmak olmalıdır. Devlet imkânlarını elinde tutanların değil, hakkın ve adaletin gücü ile sağlanmalıdır. Yargı mekanizması, güçlülerin delip geçtiği, zayıfların takıldığı bir örümcek ağı olmamalıdır. Zira zulme ve haksızlığa uğrayan kişilerin başvuracakları ve güvenebilecek tek yer adaletin ta kendisidir. Ayrıca adalet, maddi bir olgu değil manevi bir duygudur. Bu nedenle adalet, sadece mahkeme koridorlarından değil ondan çok daha önce vicdanlarda ve gönüllerde aranılmalıdır. Hukuk kuralları fert ve toplumun arasında denge ve düzeni sağlayan kurallardır. Adalet içinde yaşama hakkı olmayan bir hukuk sistemi zulmün kaynağı olacaktır. Hukuk, azınlığın ya da tek bir ferdin çoğunluk karşısında ezik duruma düşmemesini sağlarsa kurumsallaşır. Bu noktada bu hukuk bir amaç olarak değil adalet için araç olarak görülmelidir. Hukukun gerçek amacı adaleti gerçekleştirmek olacaktır.

Adaletle ilgili çeşitli ayrımlardan söz edilebilir. Bunlardan biri, maddi ve manevi adalet ayrımıdır. Maddi veya içerikli adalet, belirlenmiş ve temel olan ilkelerin yerine getirilmesini talep eden adalet olarak tanımlanabilir. Bu temel ilkelerin neler olduğu konusunda farklı görüşler olmasına rağmen günümüzde maddi adalet anlayışları genellikle insan haklarının korunması ve sosyal adaletle ilgili düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Diğer bir ifadeyle maddi adaletin ilkeleri, insan hakları ve sosyal adaletle ilgili ilkeler olarak ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse bu tür bir adalet anlayışı Rawls’ın adalet anlayışıdır. Maddi adalet anlayışları-hukuk ilişkisine bakıldığında ise bu tür adaletin, başta anayasa olmak üzere pozitif hukuk kurallarının, adalet ilkelerine uygun olması gerekliliğini talep ettiği görülmektedir. Diğer bir ifadeyle maddi adalet, hukuk kurallarının içeriğini adalete uygun olup olmadığıyla ilgilidir. Şekli adalet ise hukuk kurallarının kendileriyle değil bu kuralların uygulanmasıyla ilgili adalettir. Böylece hukuk-adalet ilişkisinde iki farklı adaletten söz etmemiz mümkün olur.

Maddi ve şekli adalet birbiriyle ilişkili olduğu gibi aralarında temel farklılıklar da bulunmaktadır. Her şeyden önce, her iki adaletin anlamları ve bununla da ilişkili olarak ilkeleri birbirinden farklıdır. Ayrıca adaletli veya adaletsiz kuralların, adil veya adaletsiz uygulamasının da söz konusu olabileceği belirtilebilir. Yani, kuralın adil olup olmamasının, uygulamasının adil olup olmamasından farklı olduğu belirtilebilir. Bu bağlamda, her iki adalet arasında kurulabilecek ilişkinin de rastlantısal olabileceği iddia edilebilir. Ancak her iki adaletin, sonucunun adil olup olmaması anlamında birbirleriyle olan ilişkileri göz önünde bulundurulabilir.


Yazının Başka Dillere Çevirisi İçin

Hukuk ve Adalet


2 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*